Koca şehirde yine tek başımayım…
Etrafımda karanlık bir günün aydınlığı var ve sana geliyorum…
Ağır ağır Haydarpaşa garında, Fatih Ekspresiyle…
Belki de hiç bitmeyen bir kıvılcım var yüreğimde, tekrar seni görmek hevesiyle…
Beni alıp götüreceğin çocukluğuma…
Hareketin her saniyesinde bir heyecan! Mutluluk içinde yavaş yavaş geliyorum sana;
Ama nedense yüreğim şimşek hızıyla sana gelmek istiyor.
Kim bilir ne kadar değiştirdi seni metropol ve teknoloji.
Seni yaşlanan bedenimle göreceğim ve tekrar birlikte yürürken büyüdüğüm yerleri tek tek anımsayıp seni nağmelerimle süsleyeceğim;
Gözümdeki Haymana…
Senin kucağında sabaha karşı gelmişim dünyaya…
Her ne kadar karışık bir kaosun içinde olsa da ülke, senin esintin bir başka.
O gün annemin yüzünü okşayışın! Annem hep böyle anlatır.
Seni, ilk kanayan dizimle tanıdım, sert ve çakıllı toprağa düşerken… Daha sonra seni keşfetmenin mucizesiyle koştum sana…
En güzel anımsamalarım senin en sert yüzünle gülücük buldu!
Ne de olsa coğrafi konumun bizim için bir başka idi.
Belki hava sert geçmiyordu ama ben üşüyordum esintilerinle…
Sonra sıcak bir kol beni alırdı! İşte o da benim babam…
O benim kahramanım!
Onun kelimelerinde tanıdım seni, adım adım sokak sokak anlattı…
- Bak kızım; burası dedenin bahçesi, ne ekersen hemen büyür burada.
Koşarak gittim ve yediğim bir üzüm tanesinin içinden aldığım çekirdeği ektim hemen.
Babama sordum;
- Bunu ekersem hemen büyür mü? Diye.
- Evet kızım dedi.
Gülümseyen yüzüyle,
Ve özenle koydum üzüm çekirdeğini toprağa.
Ertesi gün baktım büyümüş kocaman olmuş…
Nereden bilirdim ki…
Babam asma dalı koymuş çekirdeğimi ektiğim yere,
Ertesi gün ne kadar sevinmiştim…
- Baba baba bak büyümüş diye… Koştum yanına.
İnsanı alıp götürüyor işte…
Elimdeki kova hala evimdeki vitrinde duruyor; çünkü su taşıdım onunla kendi kara dallı üzümüme, hatta yetişti ürün verdi yedim o koca üzüm tanelerinden. Her gelene bu asma benim diye haykırırdım.
Okul döneminde ayrılığı tattım ve ailemden uzaklaştım… Daha sonra ardı arkası kesilmedi bu ayrılıkların…
Şaşırarak yüreğimin beni götürdüğü yere doğru gidiyorum.
Çeşme başında saçlarım iki örgülü, pembe elbisem üzerimde, elimde annemin hazırladığı şekerli, üzerine yoğurt sürülmüş bazlamayla koşturuyorum… Onun çamaşır yıkamasını seyre dalmışım.
Öğle saatlerine doğru güneşin iyice yükselmesi ile ısınan havada annemin göz ucuyla bana bakışını yakalayıveriyorum.
Eve git der gibi bakıyor bana sıcağın altında oynama diyor sanki. Uyuklarken annemin sesi ninni gibi geliyor kulağıma. Bembeyaz ellerinde kirli çamaşırlar ne de güzel temizlenirdi? “Temiz ol derdin, beyaz bir çarşaf gibi duru ol, saf ve katıksız ol, yüreğinle yaşa” derdin, uyudum anne. Yaşamaktan yana ne varsa senden öğrendiğim, senden kalanlarla yetindim. Dönüp geriye bir baktım ki; büyüdüm anne.
Şimdi uzaklardayım koca şehrin İstanbul’unda sana geliyorum tekrar anılarım ve anımsadıklarımı yaşamak için…Belki küçük kovamla su taşıyamayacağım sevgili asma ağacıma. Ayrılırken ağladım ve geri gelirken yine ağlayacağım senin kucağında… HAYMANAM benim küçük şehrim!
Birgün yine döneceğim …
Melahat KARAKOCA Polatlı İstiklal Gazetesi Yazarı
GÖZÜMDEKİ HAYMANA 863 defa okundu
Ekim 13th, 2011 at 10:27
Ağızınıza,yüreğinize sağlık.
Haymana Haber
Ocak 5th, 2012 at 13:04
Hikayenizi yazarken o zamanları tekrar yaşamışsınız. Doğru söylemek gerekirse okuyan bizlere de yaşattınız. Bir Haymana’lı olarak sizi tebrik ediyorum.