Bu makalede günümüze sadece üzeri beşik tonozla örtülü
dikdörtgen şeklinde türbesi ve birkaç mezartaşı ile gelebilen Karaca
Ahmed Zaviyesi ele alınmaktadır. Zaviyenin bilinçsiz bir onarımla
türbesi ayakta tutulurken başta mescidi olmak üzere diğer bölümleri
adeta yok edilmiştir. Bir şifahane – zaviye özelliği taşıyan bu yapı,
mimarisinin dışında adını taşıdığı Horasan erenlerinden Karaca
Ahmed’in kimliği ile değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Karaca Ahmed, Zaviye, Şifahane.
Giriş

bilig .. Güz / 2005 .. sayı 35: 49-70

© Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı

Ankara, Polatlı Karacaahmet Köyünde

Karaca Ahmed Zaviyesi

Doç. Dr. Alev ÇAKMAKOĞLU KURU*

Karaca Ahmed, Hoca Ahmed Yesevi’ye bağlılığı, savaşçı ve hekim kimliği ile
Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesinde katkısı olan, Türk Dünyası’nın gönlünde
taht kurmuş alperenlerdendir. O’na duyulan sevgi, yarı efsanevi hayat
hikayesi içerisinde pek çok yerde Karaca Ahmed adını taşıyan tekke, zaviye
ve makam türbeleri ile gerçeğe dönüşmüştür. Çoğu kaderlerine terk edilen,
yok olup giden bu yapılar arasında halkın iyi niyetli, ama bilinçsiz müdahaleleri
ile zamanımıza ulaşabilenleri de vardır. Bunlardan biri de şimdiye kadar
bilim dünyasının dikkatinden kaçmış, araştırmamıza konu olan Ankara’nın
Polatlı ilçesine bağlı Karacaahmet Köyündeki Karaca Ahmed Zaviyesidir. Bu
zaviye de bilinen diğer zaviye örnekleri gibi yakın zamanlarda geçirdiği kötü
onarımla günümüze sadece türbesi ve birkaç mezar taşı ile gelebilmiştir

bilig .. Güz / 2005 .. sayı 35: 49-70
© Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı
Ankara, Polatlı Karacaahmet Köyünde
Karaca Ahmed Zaviyesi
Doç. Dr. Alev ÇAKMAKOĞLU KURU*

1).
Mimari Anlatım

Köyün 1 km. kadar kuzeyinde bir tepenin eteklerinde yer alan türbe, kuzeygüney
doğrultusunda uzunlamasına dikdörtgen şeklinde ve üzeri tonozla
örtülüdür (Çizim: 1, Fotoğraf: 2). Yapının kuzey, güney ve doğu duvarları,
üzerinde sıva parçaları görülen moloz taş iken türbenin batı cephesi, kuzey
tarafında yer alan kapısının başta basık kemeri ve söveleri olmak üzere
* Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi /ANKARA
alevkuru@gazi.edu.tr

mermer ve kesme taştan daha düzgün bir işçiliğe sahiptir. Kapı üzerinde orta
akstan kuzeye kaymış vaziyette mermer küçük bir kitabe mevcuttur. Kitabede
yapının Şeyh Mehmed ve Şeyh Ali tarafından 1249 H. /1833M. yılında tamir
edildiği yazılıdır (Fotoğraf:3).
Türbenin içinde kimlere ait olduğunu bilemediğimiz üç mezar vardır. Duvarları
üst kısımlarda ve tonoz örtüde yenilenen türbenin kuzey ve güneyindeki
tonoz alınlıklarına birer pencere açılmıştır (Fotoğraf:4, Fotoğraf:5).
Yine türbenin kuzey-batısında duvarlarla çevrelenmiş bir mezarlık yer almaktadır.
Bu mezarlıkta günümüze, üzerinde selvi ağacı kabartması olan kırık bir
mezar taşı ile üzerinde okunabildiği kadarıyla “Hüve’el Hallah-ül Baki/ Bu
zatın sulb pakinden/ İdim Hacı İsa ……/ İşidüp irci’emrin ben / Didim ben
geldim Ey Settar / Bu avazı şebabette / Günahım ……/ Şefiim Ahmed-i Muhtar
/ Ve ceddim Haydar-ı Kerrar / Okuyana fatiha…./ ………..zuvvar/ Didim……..
tarih…./ …….ya Hayy ya Gaffar / Sene 1318/”1 yazılı yine mermerden
ikinci bir mezar taşından başka birşey kalmamıştır (Fotoğraf:6,7,8).
Zaviyenin güney – doğusundaki tepede de Çile Dede adını taşıyan başka bir
türbenin kalıntıları görülmektedir. Kare şeklinde olduğu anlaşılan türbe, aralarına
bir sıra tuğla konulmuş kesme taş duvarlarının 0,50 m. lik bölümü ile
harabe halindedir

Restitüsyon
Karaca Ahmed Zaviyesi’nin türbe kısmı, yakın zamanlarda geçirdiği onarımla
ayakta durabilmiş ise de türbenin zaviyeye ait diğer mekanlarla ilişkisini
gösteren izler yok edilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğünde yer alan 1982
tarihli arşiv belgesindeki fotoğraflar incelendiğinde yapı ile ilgili bazı bilgiler
edinilebilmektedir (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv Dosya no. 06.18.01-/3 ),
(Fotoğraf: 10). Bu fotoğraflarda harap haldeki türbenin çökmüş tonozuna ait
kesme taş kemerlerin ayakta olduğu fark edilmekte, türbenin batı cephesine
cephenin kuzeyinde yer alan kapının 1. m. kadar güneyinden bitişik, zaviyenin
mescidi olduğu belirtilen harap durumda, çatısı çökmüş üstü açık bir
yapı kalıntısının üzerinde yer yer sıvaları fark edilen moloz taş duvarları görülmektedir.

Aynı arşiv belgesinde mescidin içindeki eşyaların tekkelerin kapatılması sırasında
Sivrihisar Ulu Camii’ne götürülmüş olduğu belirtilmektedir. Yine fotoğraflardan
anladığımız kadarıyla batıya doğru mescide bitişik olarak zaviyenin
başka bölümlerinin de varlığı duvar kalıntılarından belli olmaktadır.
Türbenin kuzey-batısında ise bir mezarlık yer almaktadır. Mezarlıkta günümüze
parçalanmış olarak gelen ve üzerinde XVIII–XIX. yy. lardan itibaren
hayat ağacı sembolü olarak kullanıldığı düşünülen (Karamağaralı 1992:
16,17,27) selvi ağacı kabartmasına sahip mezar taşının 1982 yılına ait bir
fotoğrafta sağlam olduğu anlaşılmaktadır (Fotoğraf:14). Üzerinde yazı olmayan
bu taş belli ki bir mezarın belki de yukarıda bahsedilen, 1318 H. tarihli
mezarın ayaktaşıydı.
Türbe kapısının batı duvarının kuzeyine doğru yana kaymış olması, kapı çevresindeki
taş işçiliğinin türbenin batı cephesinin güney tarafında ve diğer duvarlarında
görülmemesi bize önce mescidin sonra buna bitişik olarak da türbenin
yapıldığı izlenimini vermektedir.
Üzerinde günümüzde Çile Dede adını taşıyan türbenin bulunduğu tepenin
hemen kuzey yamacında yer alan Karaca Ahmed Zaviyesi, izlerden anladığımız
kadarıyla ortadaki avlunun güneyinde mescid, doğusunda türbe, kuzey-
batısında mezarlık, batısında ise zaviyenin diğer mekanlarından oluşmaktaydı.
Zaviye’ye ve zaviyenin bulunduğu köye adını veren Karaca Ahmed, kaynakların
çoğunda XIII.yy.da Anadolu’ya gelen ve Hacı Bektaş-ı Veli’den feyz
alan ve XIV yy.’a yetişebilen Horasan erenlerinden olarak gösterilmektedir
(Köprülü 1991: 54, 11, 259), (Yaman 1974: 31), (Aşıkpaşaoğlu 1985: 193,
195), (Gölpınarlı 1958), (Hasluck 1928)
Karaca Ahmed, Horasan Türk beylerinden Süleyman Horasani’nin oğludur.
Annesi Sultan Ana’nın mezarı Eşme’nin Karacaahmet Köyündedir. (Yaman
1974: 74); Hacı Bektaş-ı Veli ile tanışıklığı, ondan feyz alması ve Hacı
Bektaş-ı Veli’nin kimi söylentilere göre 1270-1271 yılında öldüğü dikkate
alındığında (Çubukçu 1991: 65) Karaca Ahmed’in Moğol istilası sırasında
büyük bir ihtimalle XIII. yy’ın ortalarında Anadolu’ya gelmiş olabileceği düşünülebilir.
Karaca Ahmed isminin başındaki “Karaca’’, ten renginin ifadesinde karaya
yakın esmer anlamında kullanılabileceği gibi, özellikle geyikgillerden boynuzları
küçük ve çatallı bir hayvan adının lakap olarak kendisine verilmesi şeklinde
de düşünülebilir (Türkçe Sözlük 1998: 1204). Karaca Ahmed’in, araştırmamıza
konu olan zaviyesinin bulunduğu köyde çiftçilik yaptığından, çifte
iki geyik koştuğundan bahsedilmektedir. (Tanyu 1967: 143) Anadolu’nun
pek çok yerinde Karaca Ahmed dışında Karaca’lı Bektaşi evliyasının var
olması dışında Hacı Bektaş Müzesi’nde bulunan bir resimde Hacı Bektaş-ı
Veli’nin kucağında bir “karaca”nın yer alması Karaca ve geyik kavramının
Türk mitolojisinde hem İslamiyet’ten önce ve hem de sonraki dönemlerde
daha çok bolluk, bereket, iyilik ve güzellik sembolü olarak kullanılmasına
bağlanabilir (Ocak 1983:162, Çoruhlu 2002: 142-144). Böylece “karaca”
çevresine bolluk, bereket, iyilik veren insan anlamını da taşımaktadır. Bu
arada ‘’karaca’’adının Karaca Ahmed’in bağlı olduğu boydan (Yınanç 1977:
477, Türkay 2001: 91, 397) gelebileceği fikrini-çoğu tekke ve zaviye şeyhinin
bir aşiret reisi olduğu gibi- Karaca Ahmed’in de Karaca boyunun temsilcisi
olduğu düşüncesi ile uzak tutmamak gerekmektedir (Ocak 1989 Ocak
1992:20).3 Kazak Türklerinin Ahmed Yesevi için büyük, ulu anlamında “Kara
Ahmed” tabirini kullanmış olmaları da ayrıca ilgimizi çekmektedir
(Barthold 1973: 191). Belki de Karaca Ahmed, aynı zamanda Ahmed
Yesevi’ye bağlılığın onun gibi ulu bir kişi olmanın işaretidir. Ayrıca Karaca
Ahmed’in savaşçı özelliği göz ardı edilmeden Oğuzname’de aşırı erlik gösterenlere
‘’Karalar Karası’’ unvanı verildiği de hatırdan uzak tutulmamalıdır
(Seyyid Lokman Çelebi 1993: 114).
Karaca Ahmed hakkındaki bilgilerimiz geniş ölçüde Hacı Bektaş
Vilayetnamesi’ne dayanmaktadır ki bazı araştırmacılar bunun efsanelere
bağlı olduğunu, tarihi bir belge gösterilmedikçe doğruluğunun kabullenilemeyeceğini
ileri sürerler (Konyalı 1977: 368), (Yörükan 1998: 476).
Alp-eren kimliğindeki “gözcü” lakaplı Karaca Ahmed’in Anadolu’yu Türkleştirme
gayreti sarf eden diğer Horasan erenleriyle Osmanlı Sultanı Orhan
Bey’in idaresindeki Türk kuvvetleri içersinde yer alarak Bizans’ı Pelekanon
(Maltepe) civarında yenilgiye uğrattıklarından bahsedilmektedir. Kaynaklarda
birbirleriyle çelişen ifadeler olmakla birlikte Karaca Ahmed’in Bizans içlerine
Merdivenköy’e daha sonra Üsküdar’a kadar ilerlemesi (Yaman 1974:
18,86,87.), buralarda Bizans sınırını denetim altında tutmakla görevli zaviyeler
kurmuş olması akla yakın gelmektedir. (Tanman 1994: 442)
Karaca Ahmed’in alp-eren özelliğinin yanısıra hekimliğinin izlerine öncelikle
Afyonkarahisar ve Manisa çevresinde rastlamaktayız. Rivayetler dışında
Karaca Ahmed’in yaşadığı dönem hakkında ilk gerçek bilgiyi de burada
Saruhanoğlu İshak Çelebi’nin 1371 tarihinde Manisa’da Şeyh Revak Sultan’a
vakfettiği arazi için düzenlettiği vakfiyedeki şahitler arasında “Süleyman
Horasani oğlu Karaca Ahmed” adıyla rastlıyoruz. 1371’de sağ olduğu anlaşılan
Karaca Ahmed için düzenlenen, İshak Çelebi’nin vezirlerinden Murtaza
Bey’in oğlu Emiri Bekir Hoş Kadem Paşa’nın 1397 yılına ait vakfiyesinde
“…..Gökçeağaç denilen iki kıt’a arazinin cem’isinden gelen hasılat Esşeyh
arifi Billah Karacaahmed Tekkesi’nin sakinlerine,orada yapılmış merkad ve
türbesine gelenlere, merkadin hizmetçileri ile gelip gidenlere halin iktizasına
göre it’amiyye sarf edilecek…” kaydı ile Karaca Ahmed’in vefat etmiş olduğu
anlaşılmaktadır (Baki 1947: 4), (Uluçay 1949: 19-28).
Aşıkpaşazade Karaca Ahmed’in Orhan Gazi devrinde sağ olduğunu I.Murad
zamanında öldüğünü yazmaktadır. 1371’de sağ olan Karaca Ahmed büyük
bir ihtimalle I.Murad’ın ölüm tarihi olan 1390’dan önce vefat etmiş olmalıdır
Manisa dışında uzun yıllar Afyonkarahisarda kalan ve burada Karacaahmed
Köyü’nde Manisa’daki gibi bir şifa zaviyesini kuran Karaca Ahmed zaviyenin
sorumluluğunu oğlu Eşref’e bırakarak Manisa’ya dönmüş olmalıdır (Baki
1947:6-7). Bazı araştırmacılar Karaca Ahmed’in ilk olarak Afyon’da kaldığını,
Manisa Akhisar’a sonradan gittiğini belirtirler (Şahin 2001: 374).
Önce çeşitli savaşlara katılarak, daha sonra kurduğu bu zaviyelerde akıl ve
ruh hastalarını kendine özgü metotlarla tedavi eden hekim olarak Karaca
Ahmed’in Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli katkısı olduğu
gerçektir.
Asıl mezar yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte halkın Karaca Ahmed sevgisi
ülkenin pek çok yerinde O’na ait makam türbelerinin ve bu türbelerin
etrafında şekillenen tekke ve zaviyelerin oluşmasına sebep olmuştur. Manisa
çevresinde Karaca Ahmed’e izafe edilen üç türbe bulunmaktadır (Baki 1947:
13). Manisa’nın Seyyit Hoca Mahallesi Vak Vak Tekkesinde Karaca
Ahmed’in gömülü olduğu söylenmektedir (Bayar 1991:74). Manisa Horoz
Köyündeki Karaca Ahmed tekkesi’nde yeralan türbe için Karaca Ahmed’in
asıl mezarının bulunduğu yer olduğu belirtilmektedir (Gökçen 1946: 28),
(Bayat 1982: 11). Yine Manisa Akhisar’ın Kara Köyünde, Turgutlu
Yılmazköy Kurupınar mevkiinde, Uşak Eşme’nin Karacaahmed Köyünde
Karaca Ahmed’in türbeleri vardır (T.C. Başb. Dev. Arşiv. Gen. Müd.
Osm.Arşiv. Nezaret sonrası Evkaf Defterleri Kataloğu 1995: 94, 171, 279,
339).
Bir başka Karaca Ahmed Türbesi Istanbul Üsküdar’dadır (Tanman 1993-
1995: 442), (T.C. Başb. Dev. Arşiv. Gen. Müd. Osm. Arşiv. Nezaret Sonrası
Evkaf Defterleri Kataloğu 1995: 182). Afyon’un İhsaniye İlçesi Karacaahmet
köyündeki Karaca Ahmed Türbesi ve zaviyesinden başka Bursa İnegöl-
Yenişehir arasında (Ünver 1976: 387, 389, 390), Isparta’nın Barla bucak
merkezinde, Aydın eski mezarlıkta, Ilıcabaşı semtinde; Edirne Kıyık semtinde
de Karaca Ahmed zaviyeleri vardır. Ankara yakınlarında bir Bektaşi tekkesi
olan Haydar Sultan Tekkesi’nde Karaca Ahmed’e ait olduğu söylenen bir
mezar bulunmaktadır. Yine Ankara Beypazarı Karaca Ahmed Tekke ve Zaviyesi’nden
(Tanyu 1967: 103, 105) başka Kastamonu’da da Karaca Ahmed
Zaviyesi’nden söz edilir (T.C. Başb. Dev. Arşiv. Gen. Müd. Osm. Arşiv. Nezaret
Sonrası Evkaf Defterleri Kataloğu 1995: 264). Sivrihisar Karaca Ahmed
Zaviyesi dışında (T.C. Başb. Dev. Arşiv. Gen. Müd. Osm. Arşiv. Nezaret
Sonrası Evkaf Defterleri Kataloğu 1995: 269) Bilecik’in doğusunda Osmaneli’nin
yukarısında Karaca Ahmed’e izafe edilmiş Paşalar Karaca Ahmed Tekkesi
bulunmaktadır. Geyve-Taraklı’da Karaca Ahmed’e ait olduğu söylenen
bir tekke bulunmaktaydı. Tokat’da da bir Karaca Ahmed Zaviyesi’nin adı
geçmektedir (Yörük 1995: 54).
İskeçe’de Echinos (Şahin) Köyündeki Karaca Ahmed Tekkesi dışında Makedonya’da
Üsküp ile onun biraz kuzeyinde Kumanova arasında Tekkeköy’de

bilig, Güz / 2005, sayı 35
54
Karaca Ahmed Tekkesi denilen yerdeki yatır ise Hıristiyanlarca Aya Yorgi
olarak kabul edilmektedir2 (Hasluck 1928: 73), (Ocak 1991: 663, 670, 672),
(Kuru 2001: 49-50), (Bilici 2003: 44).
Bunlardan başka Evliya Çelebi’de Çorlu’da, Edirne’de (Evliya Çelebi 1999:
171, 254, 267), Mihalic (Evliya Çelebi 2001:148) ve Kırşehir’de (Evliya
Çelebi 1999: 26) Karaca Ahmed’in makamları geçmektedir. Görüldüğü üzere
gerek Anadolu’da, gerek ise Rumeli’de günümüze gelen ya da gelemeyen
çok sayıda Karaca Ahmed Türbesi ve Zaviyesi bulunmaktadır.
Bunlardan araştırmamıza konu olan Polatlı Karacaahmet Köyü Karaca
Ahmed Zaviyesi’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivindeki dosyasında vâkıfı
olarak Karaca Ahmed, Karaca Firuz Ağa, I.Murat, II.Mehmed, I.Abdülaziz
isimleri geçmektedir (Vakıflar Gen. Müd. Arşiv. 1982:Dosya No.06.18.01-
/3).
Karaca Ahmed Afyon’daki Şifa Zaviyesini kurup başına oğlu Eşref’i bıraktığı
gibi burayı da yine el verdiği yakınlarından birisinin sorumluluğuna bırakmış
olabilir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü arşivindeki H.979 tarihli bir
vâkıf belgesinde Mezra-i Del Kariye-i Karacaahmedin Şeyh Yusuf ‘un elinde
olduğu, 30 mülklük yerin eski sultanların mektuplarıyla kaydolduğu, halen
padişahın beratıyla Yusuf Şeyh oğlu pir Gaib’e verildiği şeklinde eski deftere
aktarılmıştır (Tapu ve Kadastro Gen. Müd. Arşivi, 558 No. lu Evkaf-ı Liva-i
Ankara Defteri,sayfa 149a).
Yukarıda bahsettiğimiz Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün H.979/M.
1571-72 tarihli vakıf belgesinden de anlaşılacağı gibi Karacaahmet köyündeki
zaviye vâkıfı olarak adı geçen I.Murad, II.Mehmed düşünüldüğünde bu
zaviye, için tarih olarak XIV.yy.’ın 2. yarısı uygun görülmektedir. XIV.yy.’ın
2. yarısında Polatlı Karacaahmet Köyü Karaca Ahmed Zaviyesini Karaca
Ahmed’in el verdiği yakınlarından biri, belki de kendisi kurmuş olabilir.
Küçük bir tepenin yamacında o bölgenin iskanı,Türkleşmesi ve İslamlaşmasına
hizmetin dışında ıssız bir yerde civarın emniyetinden sorumlu aynı zamanda
bir konaklama tesisi olarak da kurulmuş olabileceğini düşündüğümüz
bu zaviye, Karaca Ahmed Ocağının faaliyet amacına uygun olarak büyük bir
ihtimalle akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği şifahane-zaviyelerden biriydi.
Zaviyenin yamacında yer aldığı tepede günümüzde Çile Dede olarak anılan
harap durumdaki türbenin Karaca Ahmed’in ölümünden sonra onun “gözcü”
kimliğine yakışır biçimde makam türbesi olarak yapılmış olabileceği
düşüncesindeyiz.
Kesin bir bilgi olmamakla birlikte bu tepenin eteğindeki zaviyede yer alan
türbede Karaca Ahmed soyundan gelen, bu zaviyenin yönetimini elinde

Çakmakoğlu Kuru, Ankara, Polatlı Karacaahmet Köyünde Karaca Ahmed Zaviyesi
55
bulunduranlardan birileri gömülü olmalıdır (Barkan 1942:299, 301), (Ocak
1978:262-263).
Karaca Ahmed’in Hacı Bektaş ile tanışıklığı, ona bağlılığı bilinmektedir.
XIV.yy.’da yaşamış yine Hacı Bektaş’ın yakınlarından Abdal Musa, Hacı
Bektaş-ı Veli kültür ve gelenekleri etrafında geliştirdiği Bektaşililiğin tarikatlaşmasına,
daha sonra da Balım Sultanla bu tarikatın teşkilatlanmasına ve
Yeniçeri Ocağı ile tarikat arasında bir bağın kurulmasına yol açmıştır (Eröz
1990), (Şeker 2002: 445).
Başlangıçta Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli
roller üstlenen Bektaşî tekke ve zaviyeleri XVII.yy.’dan itibaren çoğunlukla
bozulmaya başlayarak ülkedeki dirlik ve düzeni etkileyen, kargaşanın kaynaklarından
sayılmıştır. 1826’da yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra
II.Mahmud döneminde Bektaşiliğe ve onun kurucularına karşı bir niyet beslenmeden,
bu tekke ve zaviyelerin devlet ve memleket için
zararlı görülen faaliyetlerinin denetim altına alınarak ıslahına yönelik bir
kararla Bektaşi tekke ve zaviyeleri kapatılmıştır. Kapatılan bu zaviyelere yeni
görevliler atanarak zararlı faaliyetlerden arınmaları, buna izin veren zaviye
bünyesindeki bazı mekanların yıkılması söz konusu olmuştur (Şeker
2002:451). O zaman için geçmişi çok eski olmayan, son altmış yıla dayanan
tekke ve zaviyeler ise tamamen ortadan kaldırılmıştır. (Karal 1988: 150)
Belki bu süreç içinde elimizde kesin bir belge olmamakla birlikte bir Bektaşi
zaviyesi olduğunu düşündüğümüz Polatlı Karacaahmet köyündeki Karaca
Ahmed Zaviyesi de kısmen tahrip olmuş olabilir. Zaviyenin türbe kapısı üzerindeki
mermer kitabede adları geçen Şeyh Mehmed ve Şeyh Ali, 1833 yılında
türbeyi tamir ettirirken belki tepedeki türbeyi de onarmışlardır. Bir
Bektaşi zaviyesi olduğunu bildiğimiz Elmalı’daki Abdal Musa Zaviyesi ile ilgili
zamanımıza gelebilen bir belgeden 1830 yılında zararlı ve çirkin faaliyetlere
zemin olabilecek mekanlarının yıkıldığı, Abdal Musa’nın Türbesi ile türbedarın
odasının bırakılarak tamir edildiği anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi, her iki
zaviye de, aynı uygulamalara aynı tarihlerde maruz kalmıştır. (Şeker
2002:449-450) Ayrıca yukarıda Karaca Ahmed Zaviyesinde varlığından
bahsettiğimiz H. 1308 / M. 1902 tarihli mezar taşında yazılı “Ve ceddim
Haydar-ı Kerrar” sözü ile tekrar tekrar saldıran Aslan anlamı, Allahın Aslan’ı
kabul edilen Hz. Ali için kullanılmakta ve bu zaviyenin bir Bektaşi zaviyesi
olduğu fikrini güçlendirmektedir.
Anadolu’da Amasya, Tokat, Çorum, Sivas, Kırşehir, Erzurum, Harput, Antalya
ve Ankara civarında çokça görülen Bektaşi zaviyelerinde genel olarak
türbe, derviş odaları, meydan odası, kiler, mutfak, çamaşırhane, kahvehane,
misafir odaları, ahır, ambar dışında bazı zaviyelerde fırın, değirmen,

bilig, Güz / 2005, sayı 35
56
şırahane, çeşme, mescid, semahane gibi yapılar da yer almaktadır. Büyük
zaviyelerde saydıklarımızın hemen hepsine yer verilirken küçük zaviyelerde
bunların bazıları bulunmaktadır. Araştırmamıza konu olan Karaca Ahmed
Zaviyesi’nin de izlere dayanarak türbe, türbedar odası, mescid, misafir odaları
gibi yukarıdaki mekanlardan bazılarına sahip olduğu anlaşılmaktadır
(Daşcıoğlu 1996: 22, 29).
Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) Bektaşilik yeniden serbest bırakılmış
(Çubukçu 1991:63), Polatlı Karacaahmet Köyündeki bu zaviyenin
1826’dan itibaren denetimli sürdürdüğünü düşündüğümüz faaliyeti vakıfı
Sultan Abdülaziz olacak şekilde yeniden canlandırılmış olmalıdır.
Cumhuriyet döneminde 1924 yılında bir kanunla Tekke ve Zaviyelerin kapatılması
ile sözünü ettiğimiz zaviye için son ve önemli tahribat gerçekleşmiştir.
Buna rağmen 1960’lı yıllarda türbenin zamanımızdan daha sağlam olduğu,
türbedarının varlığı, mescidin yıkıldığı ama akli dengesi bozuk olan hastalarla
çocuğu olmayan kadınların buraya gelerek sağlık dileğinde bulunmaya devam
ettikleri anlaşılmaktadır (Tanyu 1967:143-144).
Daha önce belirttiğimiz gibi 1990’lı yılların sonunda mahalli idareler tarafından
bu zaviyenin sadece türbesi çok kötü bir onarım geçirmiş, maalesef zaviyenin
başta mescidine ait duvarları olmak üzere diğer kısımları tamamen
ortadan kaldırılmıştır.
Tarihlendirme ve Değerlendirme:
Polatlı Karacaahmet Köyündeki bu zaviyeden günümüze sadece türbesinin
gelebildiğini, buranın aslında izlere ve belgelere dayanarak ortada var olan
bir avlu etrafında mescid, türbe, ziyaretçi ve zaviye ahalisi için mekanlar ve
mezarlıktan ibaret olduğundan yukarıda bahsedilmişti.
Anadolu’da pek çok köy zaviyesindeki gibi kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme
amaçlı çevresindeki toprağı ekip biçen zaviye ahalisinin ve nekahat dönemini
yaşayan akıl hastalarının tedavilerinin bir parçası olarak bağ, bahçe işlerinde
çalışmalarıyla zaviye bir çiftlik manzarası göstermekteydi (Üner
1974:20), (Ocak 1978:264). Şehirlerde, önemli tekke ve zaviyelerde Orta
Asya kaynaklı plan, ortadaki genelde üstü kubbe ile örtülü avlu etrafında
eyvan ve odalarla şekillenirken, özellikle ön cephelerde süslemelere de yer
verilirdi.
Buna karşılık daha mütevazı olan köy zaviyeleri hemen hemen aynı fonksiyonlu
bölümlere sahip olmakla birlikte planlarında pek de benzerlik bulunmamaktadır.
Konumuzu teşkil eden Karacaahmet köyündeki Karaca Ahmed
Zaviyesi için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bu sade zaviyenin mimari açıdan
değerlendirebileceğimiz tek bölümü türbesidir. Kuzey-güney doğrultuda
uzunlamasına dikdörtgen ziyaret mekanı, batı cephesinde orta eksenden

Çakmakoğlu Kuru, Ankara, Polatlı Karacaahmet Köyünde Karaca Ahmed Zaviyesi
57
kuzeye yakın kapısı, beşik tonoz örtüsü, tonoz alınlıklarına açılmış pencereleri
ile zaviyenin türbesi de sade bir görünüm arz eder. Moloz taş duvarlı yapıda
sadece ön cephenin kapı çevresinde mermer ve kesme taş kullanılmıştır.
Bu plan tipinde, yani üzeri beşik tonozla örtülü dikdörtgen türbelere Anadolu’da
çok sık rastlanılmaz. Kemah Behram Şah Türbesi (XII.yy sonu, XIII.yy.
başları) üzeri iki yıldız külahla örtülü doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen bir
türbedir. Moloz taş duvarlar dışta taş kaplama iç kısımda sıvalıdır (Önkal
1996: 343-347). Kayseri Pınarbaşı Sancaktar Türbesi de (1237-1246) dikdörtgen
planlıdır (Önkal 1996: 347-349). Kayseri İncesu’da Şeyh Şaban
Köyü, Emir Çoban Türbesi de (XIII.yy.) incelediğimiz Karaca Ahmed Türbesi’ndeki
gibi üzeri beşik tonozla örtülü dikdörtgen bir yapıdır. Türbenin doğu
ve batı yönlere açılan pencerelerinden başka tonoz örtüsü Karaca Ahmed
Türbesinin asli halinde var olduğunu düşündüğümüz gibi dışardan toprak
damla kaplıdır. Yine Karaca Ahmed Türbesinde görüldüğü üzere bu türbenin
de girişi orta eksenden yana kaymış durumdadır (Yurdakul, Çayırdağ
1978:176-177). Amasya Turumtay Türbesi ise dikdörtgen planlı, beşik tonozlu
bu türün en gösterişli ve süsleme açısından en zengin örneği olarak
1278 tarihinde karşımıza çıkmaktadır (Kuban 2002: 226). Kayseri Emir
Şahab (1327), Emir Erdoğmuş (1348), Emir Ali (1350) Türbeleri; Karaca
Ahmed Türbesi gibi beşik tonozla örtülü dikdörtgen plana sahiptir.(Kuru
1999:145,161,171). Eskişehir Seyitgazi, Melekgazi Türbesi doğu-batı yönünde
dikdörtgen planlı, dıştan beşik çatılı içte beşik tonoz örtülü, duvarlarında
kesme taş ve moloz taşın kullanıldığı bir yapıdır. Aynı şekilde dikdörtgen
planlı üzeri beşik tonozla örtülü bir başka XIV.yy. yapısı da Nevşehir,
Gülşehir Yaylacık Köyünde Seyyit Ahmed Türbesidir (Alevsaçar 1978: 185-
192).
Görüleceği gibi beşik tonozla örtülü dikdörtgen planlı türbeler büyük ölçüde,
XIII.yy.’da karşımıza çıkmaya başlamakta XIV.yy.’da yoğunlaşmaktadır.
Turumtay hariç genelde sade olan bu yapıların daha sonraki yüzyıllara ait örneklerine
ise rastlanamamıştır.
Polatlı Karacaahmet Köyü Karaca Ahmed Türbesi de beşik tonoz örtülü
dikdörtgen planı ile yukarıda adı geçen XIV.yy. türbelerine benzemektedir.
Ayrıca 1571-72 yılına ait vâkıf senedinde vakıf olarak adı geçen Sultan
I.Murad’ın yaşadığı dönem de dikkate alındığında XIV.yy’ın ikinci yarısı bu
türbe ve zaviye için uygun görülmektedir.
Bu zaviyeyi özel kılan unsurlardan biri de, akıl ve ruh hastalarının tedavi
edildiği şifahane-zaviyelerden kabul edilmesindendir. Anadolu’da akıl hastalarının
tedavi edildiğini bilebildiğimiz en erken tarihli hastane Kayseri’deki
Gevher Nesibe Hatun (1205) Şifahanesidir. Bu hastanenin batı bölümünü
teşkil eden dar ve uzun bir koridorun iki tarafına sıralanmış hücreler akıl

bilig, Güz / 2005, sayı 35
58
hastalarına ayrılmıştı (Kuru 1999:39). Bu durum Osmanlılarda da devam
etmiş, Edirne Bayezid Darüşşifası’nın (1484-1488) Bimarhane kısmı akıl ve
ruh hastalarına ait olarak, İstanbul’daki Haseki Hastanesi de(1550) yine akıl
hastaları için yapılmış büyük bir külliye halinde inşa edilmiştir.
Avrupa’da akıl hastalarının ateşe atıldığı, kötü davranışlara maruz kaldığı dönemlerde
Türk dünyası mimarinin, müziğin, suyun, dansın etkisi ile gözlem,
bilgi ve deneye dayalı tedavi uyguluyordu (Ergene,Soylu 2000:303,307). Gerek
Selçuklu, gerekse Osmanlı dönemlerinde medrese ve büyük hastaneler
şehirlerde yaşayanlara hitap ederken bunların ulaşamadığı köylerdeki insanlara
buralardaki tekke ve zaviyeler veya şifahane-zaviye diyebileceğimiz kuruluşlar
sahip çıkıyordu (Ocak 1978:267). Bunlar vakıf eserlerdi. Bu hastanelerde yatan
hastalardan para alınmadığı gibi, hasta ve deliler arasında fark gözetilmeden
tedavi sırasında onlara şevkat ve nezaketle davranılması gereği zamanımıza
gelen belgelerden anlaşılmaktadır. (Turan 1988: 51, 52) Aynı zamanda
dini-tasavvufi eğitim ve öğretim yerleri de olan bu şifahane-zaviyeler şeyhleri
ve daha sonra onlardan el alan ocaklar tarafından işlevlerini yüzyıllar boyunca
devam ettirmişlerdir (Kara 1977: 125), (Ocak 1981:73). Ayrıca akıl hastaları
hastane veya şifahane-zaviyelerin dışında bazı türbe ve ziyaretgahlara da tedavi
amaçlı başvurmaktaydı (Bayat 1982: 8-9). Geçmişte bu şifahanezaviyelerdeki
tedaviler inancı kuvvetli hastalar üzerinde tekke şeyhinin telkini ile
gerçekleşmekteydi.
Bu durum günümüzde de farklı değildir. Benzerlerinde olduğu gibi araştırmamıza
konu olan Polatlı Karacaahmet Köyündeki zaviyenin zamanımıza
gelebilen bölümü olan türbede çalışmalarımız sırasında şifa bulmak isteyenlerin
yere serili kilimlere uzandıklarını gördük. Bu davranış biçimi bilgisizlikten,
maddi imkansızlıktan çok tıbbın yetersiz kaldığı durumlarda çareyi inanca
sığınarak aramak olarak değerlendirilebilir. Polatlı Karacaahmet Köyündeki
Karaca Ahmed Zaviyesi XIV.yy. ortalarından zamanımıza mimari tahribata
uğrayarak gelse de, hala türbesinde şifa aranan şifahane-zaviye özelliğini
bir bakıma sürdürmektedir.
Notlar:
1 Mezartaşındaki yazıyı okuyan Prof.Dr.Nihat Boydaş’a teşekkür ederim.
2 A.Y.Ocak, veli tiplerini gruplandırırken onları ait oldukları sosyal çevreye göre
şehirli veliler, köy ve aşiret velileri olarak ayırır. Bu arada Karaca Ahmed Sultan’ı
da köy ve aşiret velileri grubuna dahil eder. Ve bu gruptaki velilerin
Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde yeni fethedilen topraklarda tekke
açarak faaliyet gösteren, çoğunlukla gayri sünni bir islamiyet anlayışı telkin
eden bu velilerin önemli bir kısmının aynı zamanda aşiret reisi olduğunu belirtir.

Çakmakoğlu Kuru, Ankara, Polatlı Karacaahmet Köyünde Karaca Ahmed Zaviyesi
59
3 Aya Yorgi (Saint Georges) Hıristiyanlığın yayılması uğruna ağır işkencelere
maruz kalarak hayatı son bulmuş bir aziz olması özellikleriyle Hıristiyan dünyasında
önemli bir yere sahip olmuştur. O’na duyulan sevgi neticesinde pek
çok yerde O’nun adına mezarlar, ziyaret yerleri ortaya çıkmıştır. Aya Yorgi’nin
sahip olduğu özellikler Müslüman Türklere de yabancı değildir. Türkler
Anadolu ve Rumeli’nin fetihleri sırasında buraları İslamlaştırmak uğruna Aya
Yorgi’nin savaşçılığı, beyaz atı, ejderhayı öldürmesi gibi özelliklerini kendi atlısavaşçı
evliyaları ile özdeşleştirdiler. Özellikle “Bektaşiler” gibi heterodoks dervişlerin
bu uygulamalarında başka evliyalar ile birlikte Karaca Ahmed de Aya
Yorgi’nin yerini alanlar arasındadır

polatli Karaca Ahmed Zaviyesi
Kaynakça
ALEVSAÇAR, K. ve ALPSAR, S., (1985), “Seyitgazi’de Bilinmeyen Üç Yapı.”
Vakıflar Dergisi, XIX.Sayı, 185-192,Ankara.
AŞIKPAŞAOĞLU TARİHİ,(1985), Haz. A.N.Atsız, Ankara.
BAKİ,E.A.(1947), Karaca Ahmed ve Delileri Tedavi Yurdu, Istanbul.
BARKAN,Ö.L.(1942), “Vakıflar veTemlikler I, İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk
Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, S.:2, 279-386, Ankara.
BARTHOLD, W.(1973), İslam Medeniyeti Tarihi, Çev.: Fuat Köprülü, Ankara.
BAYAR,M.(1991), “Afyonkarahisar’da Yaşamış Büyük Velilerden Karaca Ahmed
Sultan”, 2.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, 65-
75,Afyon.
BAYAT,A.H.(1982), “Anadolu’da Akıl Hastalıklarının Tedavisi ve Karaca Ahmed
Tekkeleri” 1. Mesir Konferansları, 7-14, Manisa.
BİLİCİ,S.(2003), “Digenis Akritas: Bodrum Müzesi’nden Figürlü Bir Bizans Kasesi”
Sanat Tarihi Dergisi, Ege Üniv. Ed. Fak. Yay. S. XII., 41-54, İzmir.
ÇORUHLU, Y.(2002), Türk Mitolojisinin Anahatları, Istanbul,
ÇUBUKÇU, İ.A.(1991), Türk Düşünce Tarihinde Felsefe Hareketleri, Ankara.
DAŞÇIOĞLU, K.(1996), 1827 (H.1243) Tarihli Muhallefat Defterine Göre Bektaşi
Zaviyeleri, Süleyman
Demirel Üniv.Sos.Bil.Ens. Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi., Isparta.
ERGENE, N.ve SOYLU,R.(2000), “Osmanlılarda Sağlık ve Sağlık Kuruluşları.”,
Uluslar arası Kuruluşunun 700.yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı
Devleti Kongresi, 7-9 Nisan 1999, 299-309, Konya.
ERÖZ, M.(1990), Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik,Ankara
EVLİYA ÇELEBİ (1999), Seyahatname,2.Kitap, İstanbul.
EVLİYA ÇELEBİ (1999), Seyahatname,3.Kitap, İstanbul.
EVLİYA ÇELEBİ (2001), Seyahatname,5.Kitap, İstanbul.
GÖKÇEN, İ.(1946), XVI ve XVII.Asırlarda Saruhan Zaviye ve Yatırları, İstanbul.
GÖLPINARLI,A.(1958), Vilayetname, Menakıb-ı Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,
İstanbul.

bilig, Güz / 2005, sayı 35
60
HASLUCK,F.V.(1928), Bektaşilik Tedkikleri, Çev.R.Hulusi, İstanbul.
KARA,M.(1977), Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul.
KARAL, E.Z.(1988), Osmanlı Tarihi,5.C., Ankara.
KARAMAĞARALI, B.(1992), Ahlat Mezartaşları, Ankara.
KONYALI, İ.H.(1977), Abideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi,C.II., İstanbul.
KÖPRÜLÜ, F.(1991), Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar,Ankara.
KUBAN, D.(2002), Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı., İstanbul.
KURU, ÇAKMAKOĞLU,A.(1999), Kayseri’de Türk Devri Mimarisi, Ankara.
KURU, ÇAKMAKOĞLU,A.(2001), “Sinop Hızır- İlyas Zaviyesi’”, Gazi Sanat
Dergisi, sayı:2, 45-52, Ankara.
OCAK, A.Y.(1978), “Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, XII.sayıdan ayrı basım, 247-
268, Ankara.
OCAK,A.Y.(1981), “Selçuklu ve Osmanlı Tekkelerinde Dini-Tasavvufi Eğitime
Genel Bakış.”, Türkiye I. Din Eğitimi Semineri, 23-25 Nisan, 73-80, Ankara
.
OCAK, A.Y.(1983), Bektaşi Menakıbnamelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri,
İstanbul.
OCAK, A.Y.(1989), Türk Tarihinin Kaynağı Olarak Menakıbname
(Vilayetname)’lerinin Mahiyeti, IX.T.T. Kongresi, III.Cilt, Ankara, 1239-
1247.
OCAK, A.Y.(1991), “XIII.-XV.Yüzyıllarda Anadolu’da Türk-Hıristiyan Dini Etkileşimler
ve Aya Yorgi (Saint Georges) Kültü,” Belleten, C.LV., S: 212-214,
Ankara, 661-673.
OCAK, A.Y.(1992), Kültür Kaynağı Olarak Menakıbnameler, Ankara.
ÖNKAL,H.(1996), Anadolu Selçuklu Türbeleri, Ankara.
SEYYİD LOKMAN ÇELEBİ,(1993), “Kıyafetül – İnsaniye Fi Şemaili’l – Osmaniye”,
Haz. M.S.Tayşi.Türk Dünyası Araştırmaları, S.86, 97-122, İstanbul.
ŞAHİN,H.(2001), “Karaca Ahmed”, T.D.V. İslam Ansiklopedisi, C.24, İstanbul.
ŞEKER,M.(2002), “1826 Yılında Bektaşi Zaviyelerinin Denetim Altına Alınması
İle İlgili Uygulamaya
Abdal Musa Zaviyesi (Elmalı) Örneği.”, XIII.T.T.Kongresi,4-8 Ekim,
1999,Kongreye Sunulan Bildiriler, III.C., I.Kısım, 445-455, Ankara.
TANMAN, B.(1994), “Karaca Ahmed Türbesi ve Tekkesi.”, Dünden Bugüne
İstanbul Ansiklopedisi, Cilt:4, 442, İstanbul.
TANYU, H.(1967), Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, Ankara.
TAPU ve KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ARŞİVİ,558no.lu Evkaf-ı Liva-i
Ankara Defteri, sayfa 146a
TURAN, O.(1988), Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, Ankara.
Türkçe Sözlük (1998), Haz.:İ.Parlatır, v.d., 6.T.D.K., C.2, Ankara.

Çakmakoğlu Kuru, Ankara, Polatlı Karacaahmet Köyünde Karaca Ahmed Zaviyesi
61
TÜRKAY,C.(2001), Osmanlı İmparatorluğunda Oymak ,Aşiret ve Cemaatlar;
İstanbul.
T.C.BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ OSMANLI
ARŞİVİ(1995), Nezaret Sonrası Evkaf Defterleri Katoloğu, h.1265-
1279/m. 1849-1862,IV.C., İstanbul.
T.C.BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ OSMANLI
ARŞİVİ(1995), Nezaret Sonrası Evkaf Defterleri Katoloğu, h.1270-
1290/m. 1862-1873, V.C., İstanbul.
ULUÇAY, M.Ç.(1949), Saruhanoğulları ve Eserlerine Dair Vesikalar, C.I., Manisa.
ÜNER, R.(1974), “Karaca Ahmed Sultan” Hayat Tarih Mecmuası, C.II., S.12,
İstanbul.
ÜNVER, S.(1976), “Hemen Her Yerde Birbirlerinden Farklı Mistik Folklor ile
Telkin Tedavileri Esasları ve Buna Bursa’nın Verdiği Tam bir Örnek”
I.Uluslar Arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, IV.C., 385-411, Ankara.
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ARŞİVİ(1982), Dosya No.06.18.01-/3
YAMAN,M.(1974), Büyük Türk Akıncısı, Evliyası, Hekimi, Karaca Ahmed Sultan
Hazretleri, Istanbul.
YINANÇ, M.(1977), “Danişmendliler.” İslam Ansklopedisi, 3.C., Istanbul.
YÖRÜK, M.(1995), İbnül Emin Tasnifinde Geçen Vakıf Adları, 896-1290/1491-
1873, Ankara
YÖRÜKAN, Y.Z., (1998), Anadolu’da Aleviler veTahtacılar,Ankara.
YURDAKUL, E.ve ÇAYIRDAĞ, M.(1978), “Kayseri Erciyes Dağı Eteklerinde
Bulunan İki Türbe”, Vakıflar Dergisi,XII.Sayı, 163-177, Ankara.

bilig, Güz / 2005, sayı 35
62
Çizim :1 Polatlı Karacaahmet Köyü Karaca Ahmed Türbesi Planı
Drawing :1 Plan of the tomb of Karaca Ahmed in Karacaahmet Village of
Polatlı
Çizim : 2 Polatlı Karacaahmet Köyü Çile Dede Türbesi Planı
Drawing 2: Plan of the tomb of Çile Dede in Karacaahmet Village of Polatlı

alevkuru@gazi.edu.tr

Share on Facebook

Sayafay Facebook'a ekle
Karaca Ahmed Zaviyesi 911 defa okundu

Yorumunuz

Resminizi Ekleyebilirsiniz (jpg)